gidelim mi buralardan?

grip olmadım beaaaan!! diye içten içe sevinirken midemi üşüttüm. sanırım bu hayatımda ilk defa başıma geliyor. ya da bu derecesi başıma ilk defa geliyor.

içim şişti. ama yani ööle bööle şişmedim. midem patlayacak sandım, soğuk soğuk terledim, mideme bıçaklar saplandı sanki, sancıdan gece uyuyamadım, bir üşüme bir titreme musallat oldu ki sorma gitsin. ne beter bişimiş canım bu mide üşütmesi. pazartesi günü ofise geldim ama doğrulamıyorum resmen. işlerim var eve gidemiyorum. “nalet gelsin kaldım burada” derken canım patronum bana acıdı da eve gönderdi. aralıksız 12 saat uyumuş olabilirim. hiç bir şey yiyip içemedim. ertesi gün bir tık, ama ba vallahi bir tık daha iyi hissediyordum. doktora gittim. en azından bunu yapabilecek takat buldum kendimde. o da üşüttüğüm gerçeğini doğruladı. vay arkadaş! sarıp sarmalıyorum kendimi ısınamıyorum. onca zamandır “yoo üşümüyorum ki” diye hava ata ata dolaşan ben gördüm dünyanın kaç bucak olduğunu resmen. ne kombi kar etti ne yorgan. nazi yine yok tabi. zaten ne zaman lazımken burdaki. ona da büyük yükseliyorum aslında ama du bakalım. şimdi patlayamam hiç zamanı değil. adamın ciddi dertleri peydah oldu. bir de ben üzerine delirtemem. kendimi de işte aynı böyle sakinleştiriyorum. elbette hırsımı alacağım, kanım yerde kalmayacak. başlarım derdine tasasına noktasına gelmeme ramak kaldı ya sabır 🙂

bu zor zamanlarda evde kıllı çocuğun olması çok şahane oluyor. zaten sürekli ayak ucunda yattığından sokuyorsun ayaklarını poposunun altına dooğru, ooh mis gibi sıcacık uyuyorsun. velev ki bundan sıkıldı yer değiştirdi hattaaa bazen kalkıp gidiyor bile, hemen sesleniyorsun şapşal karakterli olduğundan koşa koşa geliyor ve aynı işlemi yineliyorsun. misss:)

artık hiç dergi okumadığımı fark ettim geçenlerde. eskiden olsa edebiyat dergisi idi gezi dergisi idi bir sürü dergiye aboneliğim olduğu gibi diğerlerini de kitapçılarda kovalardım. şu an içim hiç dergi çekmiyor. çok da sıkılıyorum dergilerden. popüler dergileri zaten oldum olası pek sevmezdim ama bir varlık dergisi bile almıyorum artık. içim şişiyor benim. (mecazi anlamda) demek ki bu da böyle bir dönem deyip geçmek istiyorum fakat bence değil. bence dergiler eskisi gibi değil. bu rezenişimi de şuraya bırakayım.

bu aralar serzenişlerle doldu hayatım. çünkü youtube’da sürekli minivanları ile dünyayı gezenleri izliyorum. hatta bu sıralar türkiye’den de epey van yapıp yola çıkanlara denk geliyorum. hasetleniyorum canım sıkılıyor. bir kaçını sen de izle sence gıcık ol diye paylaşıyorum bak.

bunlar en sevdiğim iki kanal. bir kaç tanesi bende tamamen şov izlenimi yarattığı için pek sevmiyorum. samimi bulmuyorum diyelim. bir çanta ile dünyayı gezenlerden buralara geldim. bir gidesim mi var benim bilemedim. aslında evde olmayı da seviyorum ama sanki beni bağlayan şeyler olduğu için evdeymişim gibi de gelmeye başladı. şu nazi bir netleştirsin işlerini bence bir yol yapmamız lazım artık bizim.

tumblr_osd39mwowy1v60ap4o1_540

bak bööle ev de hayalim. yahu ne yaşarım ben burada yaaa!!!

ağlamıyorum gözüme toz kaçtı da 🙂

 

öptüm kib bay

 

Reklamlar

canım ıvırlar zıvırlar

başıma bişi gelmeyecekse biraz marie kondo gömeceğim. bence bu kadın büyük yalan dolan çıkacak bak demedi demeyin. çok pişman olacaksınız o attığınız, verdiğiniz şeyler için.

bazı söylediklerini mantıklı bulmakla birlikte çoğu lafları bayaa manasız geliyor bana.  zaten ihtiyacımızdan fazlasını almamamız lazım bunu biliyoruz. çeşitli sebeplerden alış veriş girdabına düşenler bu yöntem ile güya sadeleştikten sonra “dolapta yer açıldı” diye indimde yok efenim zara’nın mango’nun önünde kuyruk oluşturacaklar. giymediklerini “bağışlayarak” (bu laftan da nefret ederim) sosyal sorumluluklarını da yerine getirip iice vicdanlarını rahatlatıyorlar kendilerince. sonra gelsin yeni kazaklar, mantolar, ayakkabılar, çizmeler, gözlükler bilmem ne. bir kaç kişi tanıyorum bu kadının önce kitabını alan okuyan sadeleşen şimdi de ,yeterince sadeleşemedi ise demek, belgeselini izleyip daha da sadeleşme peşinde olan. 5 mantoları, 15 kot pantolonları var. evlerinde ki gardroplarına sığamıyorlar. buzdolaplarında macro’dan aldıkları ananas, bluberi, badem sütü ile sadeleşme de çığır açıyorlar. daha birini görmedim ya da bana denk gelmedi aydınlansın da pazara gitsin ihtiyacı kadar alsın, yerel üreticiden alsın. ne bileyim üzerine giyindiği şeyin menşeini sorgulasın. aldığı balığın avlanma ölçülerine uygun olup olmadığına baksın.

bak bir de şey var bunlar eşyalarını veriyor veriyor sadeleşiyor sonra gidip vintage dükkanlardan başkalarının ikinci el eşyalarını satın alıyorlar. burada da bir sıkıntı var. ikinci el eşya almakta değil bu sıkıntı. bu hatada söz konusu, okuduğunu anlamama olayı. olay şu noktaya geldi, veriyor veriyor sadeleşiyor ya ooh ne de ii geliyor filan sonra gidip alıyor alıyor daha çok alıyor. yani işin özü bu değil. o özü anlamıyor yine. bu aralar da bunlara taktım işte. çünkü derdim yok 🙂

dün canım komşuma da dedim ben bazı yönlerden sadeleşmek istemiyorum. mesela kitaplarımı vermek istemiyorum, defterlerimi vermek istemiyorum. daha önce verdiğim için de çok pişmanım. çünkü onun hayvan gibi kütüphanesi var, her gördüğümde gözüm seğiriyor kıskançlıktan. her okuduğunu hemen hemen güzel güzel tutmuş. mis gibi kitapları var. kendi avzıma sıçayım kel kaldı kütüphanem hep. bu konuda sadeleşmicem mesela. bir de evde bir sürü obje var. ıncık cıncık var. hepsini çok seviyorum. hepsinin anısı var o konuda da sadeleşmicem. istediğiniz kadar kıyafet verebilirim. zaten verdim de, sevmiyorum dopdolu gardrop filan ama benden eski konser biletlerimi, tiyatro biletlerimi atmamı istemeyin. zaten bu marie ablamız da sana iyi enerji vermeyen şeyleri ele diyor özünde. bana hep iyi enerji bu ıvırlar zıvırlar. eve gelip montumu asarken kimse ona teşekkür filan etmemi beklemesin ama benden çirkinleşirim.

eşyaların bir ruhu olduğuna çok inanıyorum. tüm canlıların ve eşyaların ruhu var bence. bize iyi gelenler gelmeyenler. eşyalar da hemen elden çıkartma filan yapıyoruz da hiç insan elemiyoruz. ben insan elemek de istiyorum. benim bu kişiye, bu gerizekalıya ihtiyacım yok deyip ihtiyacı olan birileri için onları bırakmak istiyorum. sinir bozucu olanları, karşısındakini dinlemeden konuşma çabasında olanları, empati yoksunlarını, homofobik, ırkçı, faşist olanları bir kenara koymak istiyorum. olmuyor mu? nereye koyarsam koyarım ne kadar minimumda onlarla diyalog kuracak olsam da ne yazık ki maruz kalıyorum bu tiplere. bir derdim de bu işte. istemiyorum. kendi seçtiklerim ile yaşamak istiyorum ben. oooof darlandım ben.

az önce şuna denk geldim. varlığından asla haberim yoktu. çok beğendim. yeminle iyi geldi. çünkü bundan önce ne yazık ki rubatu’nun son klibine denk geldim bir şekilde. nasıl iş oralara geldi bilmiyorum. youtube öylesine açıkken oluyor böyle şeyler ve acıyor. hemen kapadım tabi. açtım spotiyi oh bee! olur olmadık zamanlarda kalbime hançer saplamıyor canım spoti. yani en azından ben kaşınmadığım sürece.

belki baharda ankara’ya giderim. çünkü dün komşum dost kitapevi övdü. çok canım çekti. çok ama çok eskiden giderdim ankara’ya ben. o zaman benim için ankara tam bir kaçış şehriydi. çok ama çok sevdiklerim vardı orada. şimdi de oradalar ama hayata daldık gittik. ilk dost kitapevi’ne gittiğimde aşık olmuştum. o kokuyu o güzelliği gerçekten unutamıyorum. ama bak bu ne zaman biliyor musun atakule çalışıyordu karum vardı. peheeeey. şimdi de giderim belki. çok görmek istediğim mina’yı ve ondan daha çok görmek istediğim köpenk efendilerini görürüm, beni dost kitapevine götürürler belki sonra rakı içmeye gideriz, atatürk orman çifliği’nde bir şeyler yeriz ertesi gün belki belkiiii odtü’ye giderim yine kahvaltıya devrim stadyumuna uzunca bir aradan sonra selam derim. canım ankara çekti benim.

gideyim de haftanın son günü çok işim varmış gibi hunharca çalışıyormuşum gibi yapayım bari. çünkü bugün aslında hiç işim yok. evde olmam lazım. kitabıma dönmem lazım, gündüz uykusu uyumam lazım. çünkü işi olmayanlar bunu yapar diğğ miğğğğ 🙂

 

dünya

öptüm kib bay

 

 

 

come to do darkside

kahve hakkında saatlerce methiye dizebilirim. özellikle sabah içilen ilk kahve üzerine, öğlen içilene de, akşam içileneeee sabaha kadar yazabilirim. neticede kahve severiz.

bu demek değil ki bütün demleme şekillerine hakimim, yok efendim evimde alengirli kahveler yapmıyorum. bir kahve makinam var minnacık, tek kişilik denebilecek kadar az kahve yapıyor bir de mokapot’um var. işte asıl ben onu öveceğim.

e429c387b58593551f9f602485e63c7d

benimki buna benziyor bi gıdım daha büyük olabilir. canım camcı bir yerlerden getirmişti bana anımsamıyorum. aslında bunda esspresso yapılıyormuş ve fakaat normal filitre kahveyi de şahane yapıyor. benden söylemesi. bence en basit kahve yapma şeysi ve en lezzetlisi bu. şekeri bırakınca kahveyi de azaltmıştım. (evet şekerli ve sütlü içiyordum, linçe hazırım) hala günde iki taneden fazla içmemeye çalışıyorum ama bu pek gerçekleştirebildiğim bişi değil. şekersiz sütlü kahve my love. hayatta een sevdiğim insan tipi sade kahve içenler olabilir. bayaa cool geliyorlar bana. çok havalılar.

hayatımda ilk defa bir kitap klübü üyesi oldum. evet bu yaşıma kadar hiç bir kaç kişi ile bir kitabı okuyup onun üzerine konuşmamıştım. elbette kitaplar hakkında çok konuştuk, okuduklarımız, okumak istediklerimiz ile ilgili. ama bir toplulukla aynı kitabı okumak hiç olmamıştı. ofis kankalarım ile fransız teğmen’in kadını kitabını okuyoruz. zaten okuma listemde hatta okuyayım diye gözümün önünde duran bir kitaptı bu vesile ile onu da okuyorum. ay sonu bir araya gelip filmini izleyip bununla ilgili konuşacağız. şunu fark ediyorum ki bu beni biraz geriyor. sanırım bu ilkokul zamanlarından filan kalan bir korku. ya ben onların anladığını anlamazsam? ya ben kitabı anlamazsam? ya yanlış bişi söylersem? bundan sınav filan olacağım yok ama içimde yine de bu minnak endişe var. kazık kadar kadın oldum ama halaaa var bu. elbette yersiz biliyorum, elbette saçma bir düşünce, ama orada duruyor. kitap güzel gidiyor bu arada. aşırılar aşırısı övüldüğü için beklentim çok yükseldi kitap ile ilgili. şu an gayeeet beklentim doğrultusunda. her an her yerde okuma isteği duyuyorum.

yorgan, battaniye delisiyim. akşamları ayağımda pofuklarım battaniye altında kitap okuyorum, polar sabahlığım ile. işte bu yüzden kışı öveceğim yine derken kombim dün akşam beni hayal kırıklığına uğrattı. zaten çok az yakıyorum şimdi de kalorifer için açık iken sıcak su vermiyor. dün duşa bir girdim su ısınmıyor. donduuuum. ve donarak kombinin başına gittim, kaloriferi kapattım sadece suyu açtım biraz kendine geldi ama beklentim düzeyinde ısıtmadı suyu. lütfen ama lütfen ay sonuna kadar dayansın. şu an hiç zamanı değil. buradan kombime sesleniyorum. etme! bunu sakın bana yapma. nazi de bu aralar sürekli kendi işlerinin derdinde valla karda kışta kalırım dımdızlak. kesin yazcıların nazarı değdi. ama vallahi o kadar az yakıyorum ki kombiyi. kimse inanmıyor soğuğu sevdiğime. geçen ay 45tl geldi faturam 🙂 ve üşümedim. hasta da olmadım. bir gün sadece az boğazlarım kummıllaştı sonra hemen geçti. canım kış. kalp.

kar kış hemencecik bitti istanbul’a lodos geldi. gideyim kahve yapayım ve kalan işlerimi toparlayayım. (toparlayamadı)

143f80314780ccaa7c4132a46fe5145b

 

öptüm kib bay.

flormar değil boykot güzelleştirir

her şeyden şikayet ediyoruz. neymiş efendim neden plastik poşetler paralı olmuş. e ama avrupada da ööleee karşimmmmm. ayrıca annen pazar filesi ile gidiyordu alışverişe. sen küçükken kese kağıdı yapmadın mı hiç eski gazetelerden. pazarda, manavda hep kese kağıdına koyarlardı alınanları. bin yıl önceden bahsetmiyoruz ki burada. tamam alıştın diyelim kolaya, şimdi de o alışkanlığını değiştir. mesela, işten çıkıp amaçsız markete uğrayıp saçma sapan şeyler alacağına elinde bir liste ile gitti. alış veriş olayını ciddiye al. böylelikle inanılmaz bir ekonomi yaptığını göreceksin. al eline listeni, fileni, bez çantanı, pazar arabanı öyle git alış verişe. ihtiyacının dışında bir şey almamanın dışında çevreye de zararın dokunmayacak. evet iş buna gelene kadar başka konular da olabilir haklısın. ağaçlara parklara saygılı olmak, sahip çıkmak, dizel araba yerine alternatiflerini kullandırmaya özendirmek filan. ama buradan başladığını düşün. madem poşetin yüzde on beşi vergi alma işte poşet. sana bunu dayatan yok. ne yani sigaranında yarısından fazlası vergi almayı bu yüzden bıraktın mı? alkolün de öyle! ne bileyim arabanın öyle, benzinin öyle, yaptığın heeer alış verişin vergisi var zaten. neyden vazgeçtin? al sana miss gibi fırsat. ödeme o vergiyi!

bu konu ile ilgili mızmızlanmalardan hiç ama hiç haz etmiyorum. hele hele yakın çevremin bıdı bıdı sağda solda sosyal medyada buna duyar kasması bayaa sinirime dokunuyor. belki de yıllardır kullanmadığım için olabilir bu. yani anlamıyorum neden ısrar ettiklerini. keşke çöpleri de ayrıştırsak, bu zorunlu hale gelse. tıpkı o özendiğimiz ülkelerde ki gibi ayrıştırmadan çöpe atana yüklü para cezaları gelse. bayaa içim soğur benim. şimdi de zaten zorunlu olmadan bunu yapıyorum. cam şişeleri atamıyorum çöpe, ne bileyim kağıt atıkları filan ayrıca biriktirip hiç olmadı kağıt toplayıcılarına veriyorum. evet ne var bundan para kazansın. bunu destekliyorum zaten. o adam işsiz değil ki işi bu. en azından bir işi var. ve hiiç kolay bir iş değil. saygı duyuyorum.

daha önce söylemiştim en sevdiğim şeylerden biri de boykot. zaten artık culty free ürünleri kullanıyorum, deterjanda da vegan içerikli, doğaya zararsız ürünleri tercih ediyorum. öbürlerine asla elim gitmiyor artık. ihanet etmek gidi geliyor dünyaya. bir de hak yiyen, ne bileyim hayvana insana eziyet eden firmalardan alış veriş yapmıyorum. son katılan flormar oldu. asla ve kata flormar ürünü almıyorum. kaldı ki ojelerine bayılırım. ama alternatifi var. hem de hayvanlar üzerinde test edilmeyeninden. flormar’ı yves rocher satınalmış. flormar 120 işçisini sendikalaşmak istedikleri için işten çıkarttı.  haberi burada:

https://m.bianet.org/bianet/emek/197809-kadin-ve-lgbti-orgutlerinden-flormar-i-boykot-cagrisi

ben bitkisel olduğu için eskiden yves rocher kullanırdım artık onu da bu sebeple kullanmıyorum. pasif direnişin de hastasıyım. bir kişiden bişi olmaz değil bence 🙂 hiç bir şey bir canlının hakkından önemli olamaz.

azcık netfilix öveyim. parfum dizisini bayaa beğendim. tek sezonluk dizilerin zaten hastasıyım. hemencecik bitiyor. god gibi değil çok şükür. god başlamadan önce bir iki eski bölüm izlemem lazım hatırlamak için. bir de şu black mirror’un son bölümünü izleyeceğim ki sanırım izlemeyen bir ben kaldım. elbette muhafız tuzağına düştüm ama çabuk kendime getirdi dizi beni. başıma bişi gelmeyecekse bayaa kötü olduğunu buradan beyan etmek isterim. türünü ilk türk yapım dizisiymiş deee o yüzden destekliyorlarmış. iyi de türünün ilk örneği bayaa kötü olmuş. bunu desteklemem mümkün değil. çünkü bunlar daha önce yapıldı. ve bu ülkede ilk defa yapılıyor olması bu kadar kötü yapılıyor olduğunun önüne geçemez. ilk defa uçak yapsak mesela (yapıldığı iddia ediliyor da o değil demek istediğim) ama kanadı olmasa. uçamasa. diyecek miyiz ama ilk defa yaptık bunu uçmaması normal. değil. çünkü bu daha önce yapıldı. bari öğren. çekimleri konusuna girmeyeceğim bileeee hikaye anlatımı adına da berbattı. hiç ama hiç anlamadığım bir çok nokta var. mesela ölümsüz istanbul’a nasıl bir zarar vermiş muhafız yokken. şimdi gelmiş de muhafız istanbul’u neyden kurtaracak. bişi yok ki istanbul’da. adamın derdi, yani ölümsüzün karısını geri getirmek. bunu desene bana! ilk aklıma gelen bu zaten başka şeyler aklıma gelmeden bu vahim olayı unutmak istiyorum. türkiye’de yapılan filmler kötü değildir bu arada. bu kötü. ya da dizi işte neyse. bu kötü. sevdiğimiz yapımlar da vardır. leyla ile mecnun gibi mesela, o da fantastik bence 🙂 yeditepe istanbul da sayılır. daha da bir sürü var. ama muhafız değil.

son olarak san sebastian kek nedir?! istanbul’da en güzel nerede yenir? bir ben mi yemedim bunu yahu? herkes mi yemiş kardeşim. fakat biri diğerinin yediği yeri beğenmiyor öbürü ötekisininkini bokluyor. nerede yicem ben bunu?

da19d2c0cce9af758c15c8890c309357

öptüm kib bay

sonu huzur, sonu mavi :)

güzel şeyler hemen olur bekletmez masalı yalan. bazen güzel şeylerin olması için beklemek ama beklerken de inancını yitirmeden sabırla çalışmak gerek. bu çalışmak her şey olabilir. benim için sakin kalmaya çalışmak oldu son zamanlarda. ve o güzel şey beni buldu. tam benim başımın üzerine düştü. yep yeni bambaşkkaaaa bir sayfa açıldı birden.

yarından sonra ne olacağını bilmiyorum. uzun zamandır ilk defa beni nelerin beklediğini pek de bilmediğim bir sürece giriyorum. fakat şunu söyleyebilirim ki bence en zor zamanlar geride kaldı. insanlara olan inancım tazelendi. kendime olan güvenim tazelendi. güzel şeylerin her zaman olabileceğine olan inancım tazelendi.

biraz korkuyorum itiraf etmeliyim. her şey tam stabil durumda aslında ve aşağı doğru mu gidecek yukarı doğru mu çıkacak tam kestiremiyorum. yıllar yılı kurduğum bütün hayallerime bir adım yaklaşmışım gibi hissediyorum. bir yanda da bu beklenmedik durum değişikliği beni korkutuyor. konfor alanım dışında olmak bir güvensizlik yaratıyor. fakat ne yalan söyliyeyim bu güvensizlik hissinin yanında şahaneee bir mutluluk var. hız trenine binmişsin gibi. bir şeyin olmayacağını güvende olduğunu biliyorsun ama ya değilsen? işte o ya değilsen yüzünden oluyor zaten her şey. anı kaçırıyorum. şimdi o rüzgara bırakıyorum kendimi. deriiin bir nefes alıp neler olacağını seyretmek istiyorum. bu yeni zamanda beni, bizi nelerin beklediğini heyecanla izlemek istiyorum. önceden tahmin edilemeyen şeylerin ya da habersiz gelen şahane haberlerin mutluluğuna teslim ediyorum kendimi.

yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğini sanıyorsun bj ama çok yanılıyorsun. belki de şimdi daha yeni başlıyorsun yüzmeye. olacakların hepsi olacak. fakat şunu unutma çoook güzel şeyler bekliyor seni. bu almış olduğun hediyenin mutluluğunu sakın unutma. her düştüğünde mutluluktan deliler gibi ağladığını saatlerce sakinleşemediğini hatırla. “bu benim sana yılbaşı hediyem olsun” dediği anı kazı hafızana. hayallerindekinden bile daha güzeldi. ummadığın anda gelen bu deli mutluluğun ardından gelen o kaygıların hepsini bir tarafa koy. her şey yoluna girecek. söz. herrrr şey yoluna girecek. hep girdi. bundan öncede bundan sonra da bu böyle olacak. yaşadığın en kötü zamanları bile gülerek anlatabilen seni şimdi kahkaha dolu, huzur dolu zamanlar bekliyor. özgür, alışmadık, istediğin gibi. belki de her zaman gizli gizli istediğin “normal” hayata kavuşmuşsundur. belki de daha da sıradışı olacak her şey. şu an hiç bir şey bilmiyorsun. bu bilinmezliğin korkuttuğu doğru fakat korkuya değil mutluluğuna sarıl. ve ona güven bj. kendine güven. bunu hak ettiğini kendine söyle. sevgiyi hak ediyorsun. güzel şeyler seni de buldu bak. klişe değilsin. klişe olmadın.

yeni yıl da yeni hedefler yeni kararlar demiştim ya en son, al sana yeni bir sürrüüüüü karar. gördün mü başına geleni:)

ben bu yeni yıl daha çok inanmak istiyorum. ben bu yıl daha sakin kalmak, daha tadını çıkartmak istiyorum. bu yıl daha da özgür olmak istiyorum. ben bu yıl daha az konuşup daha çok dinlemek istiyorum. ben yeni bu yıl daha çok sarılmak daha çok öpmek daha çok içmek daha çok gezmek daha çok gülmek daha çok sevişmek daha çok delirmek istiyorum. bu yıl da hedefim para değil 🙂 tam olarak anı yaşadığım ve o anın içinde kaybolduğum zamanlar istiyorum.

ve bu noktaya geldiğim için kendimi alnımdan öpüyorum. afferin bj. sana helal olsun. delirdin delirdin sakinledin ve bak şimdi neredesin. bunları yazacağın bunları yaşayacağın aklına gelir miydi? kabul et ki sadece hayal ediyordun ve son zamanlarda olmayacağına olan inancın çok daha artmıştı. ne oldu bjjjj!!!! gördün mü bak. sakın vazgeçme! bu şekilde devam et. bırak etrafı bırak kaygıları bırak o içinde konuşan ve seni düşüren salağı. genel geçer kuralların dışında ne kadar mutlu olduğunu sakın unutma. şimdi yeni bir viraj var önünde. ama tatlı bir viraj. hatırla geçen yaz gittiğin palamutbükü yolunu. ne kadar virajlı fakat ne kadar güzeldi. yolun sağına çekip arabadan inip mutluluktan gözlerinin dolduğu zamanı düşün. daha yolu bitirmemiştin bile. rampalar virajlar vardı önünde. peki ama manzara? döndüğünde yeniden geleceğine dair verdiğin sözü hatırla. o zor yolun sende bıraktığı duyguları düşün. işte aynen o yoldasın. durdun bir yerde,  geldiğin yolun dinlenmesinde yeni çıkacağın yolun da heyecanındasın. sonu güzel. sonu mavi. sonu huzur. bunu sakın unutma. öyle olmayada bilirdi fakat yine de o yol her şeye değerdi. devam et bj!!!!

öptüm kib bay

yemek sorunsalım

kışı sevdiğim biliniyor yedi cihanda. soğuk havayı kesinlikle sıcağa tercih ederim. elbette sokakta ki her canlı için de üzülüyorum elimden geleni yapıyorum. oradan duyar kasmaya gerek yok. kar yağsın, soğuk olsun, sıcak şarap, sıcak çikileta içilsin olmadı bir tas sıcak çorba içilsin bayılıyorum. fakat kışın ne pişireceğim ile ilgili derin sıkıntılar yaşıyorum. bunu da buradan itiraf edeceğim. semtimizin şahane pazarına gidiyorum, pahalılığı geçtim, pişirecek bir şey bulamıyorum. karnıbahar ok, pırasa, ok, havuç patates ok, aha işte bundan sonra tıkanıyorum. ıspanaktan da sıkıldım. buna bir çare bulmam lazım. haftalık ne yerim ben listesi yapıcam kış boyunca. mesela pazara gitmeden o hafta ne yiyeceğimi düşünüyorum takılıp kalıyorum bu yukarıda saydıklarıma. bir de fırın yemeği az yapıyordum çünkü fırın bozdolabının üzerinde. evet, evde fırını koyacak yer yok. yani en azından mutfakta yok. ben de buna dellenip indirdim fırını arka odaya götürdüm. biraz tuhaf oldu kabul ediyorum fakat artık fırında daha çok şey yapabilirim. o daha çok şeyin ne olduğunu bulup bu pazara öyle gideceğim bence.

bizim 750gr’lık leo’yu dün akşam ziyaret ettim. kendisi 1.300 gr olmuş. aklımı kaçırıcam bu yavluyu severken. sende de harvanları severken diş kamaşması oluyor mu? yemin ederim dişlicem poposunu, kolunu, bacağını az kaldı.

üüff utana sıkıla asıl konuyu yazacağım. sabahları içtiğim kahveye azcık şeker koyuyorum ben. demek şimdi böyle olması gerek di miii? yani sonra yine keserim. başka gün içinde şekerli bişi içmiyorum. sadece sabah kahvemde. şekere hayır da yani bazen de işte istiyor insan. ben istiyorum en azından. geçenlerde de hayatımda ilk defa kabak tatlısı yapmıştım ona da şeker koydum. çok çok az koydum ama koydum. neticede alternatifini bulamadım. normalde iki bardak şeker diyor tarifte, ben bir bardaktan bile az koydum. paketlenmiş gıda hala yemiyorum fakat bu şeker işini kesin olarak çözemedim. vicdan azabı çekmiyorum da minnak bir itiraf olabilir bu.

yılbaş akşamı da oraya mı gitsem şuna mı takılsam ayhh evde mi otursam sorunsalıma nispeten çözüm buldum. 4 günlüğüne evladımı da alıp anamlara gidiyorum. yan gelip yatarım 4 gün miss gibi. zaten nazi’de anasının yanında. ben neden olmayayım. siparişlerimi anneme ilettim ben gidince yapılacak börek çörek tatlı işleri ok, tabi ki orada da pazara gideceğim, benim sarı ile kahve içerim, babamın evde yaptığı rakılara gömülürüm.

ceylan ertem’in son albümünün genelini beğenmediğimi söyleyip gidiyorum. fırın makarna yicem. karbonhidrat candır.

bu aralar en çok bunu dinliyorum.

öptüm kib bay

bilip bilmeden hedeflerim

hasta tribinden çıkıp işe geldim. tek hayal ettiğim şey yatağım. bitse de gitsek. sürekli gözüm saatte. enerjim düşük toparlayamıyorum.

bir iki yazı önce hedeflerden bahsetmiştim. daha doğrusu hedefsizliğimden. dün konuyu ice ile de konuştum. her zaman ki gibi aydınlanmama yardımcı oldu. aslında benim koyduğum minnak basamaklar da hedef sayılıyormuş. yani illa 3 sene sonra nerede olacağını bilmen, ya da ne iş yapacağını bilmen filan gerekmiyormuş. gerekmemeli zaten bencede. mesela ben bugün itibarı ile her sabah meditasyon yapmaya karar verdim. yataktan kalkar kalkmaz 10 dakika meditasyon yapacağım. mesela bak bu da bir hedef dedi ice. hedefsiz bir insan olmadığımı bilmek beni biraz rahatlattı. çünkü şu aralar herkes hedef kasıyor ben kendimi epey uzak hissettim. büyük hedefler ise her zaman gözümü korkutuyor. yani ben maymun iştahlı bir insanım. belki de istemeyeceğim o hedefi bir süre sonra. minnak minnak hedefler daha sempatik diil mi?

bir hedefim daha var, bu yılı içime dönerek geçirmek istiyorum. bundan kastım kendime yatırım yapmak. alkole ya da ıvız zıvıra değil de yoga derslerine, meditasyona ne bileyim belki de minnak workshoplara. zaten kıyafet alış verişi yapmayı hiç sevmem milyonlarca defa söyledim. ama paranın nereye gittiğini de asla bilmiyorum. en azından bu şekilde harcarsam boşa harcadığımı da düşünmeyeceğim. bir de elbette kitap okumak. bu sene başında koyduğum 100 kitap hedefini yine tutturamadım. yetmiş küsürde kaldım.  bu sene de aynen devam. hatta kızlar ile kurduğumuz kitap klübü de buna yardım edebilir bence. yetmiş az değil diyor olabilirsin fakat bir kısmı iş ile ilgili ve ben onları saymıyorum. neticede al sana bir hedef dahaaaa.

he bak durdukça hedef buluyorum 🙂 seramik öğrenebilirim ben bu sene ya daaaa meselaa örgü öğrenebilirim. bunu da şu yüzden istiyorum benim pek el becerim yok. pek değil hiç yok. yemek yapmak el becerisinden sayılmıyor neticede. bir gün yoga yaparken ice ellerimizin ve kollarımızın kalp kasından oluştuğu gibi bir şey söylemişti. tam olarak bööle olmayabilir tabi şimdi bööle yazınca bana da bir garip geldi doğrusu. buna benzer bişidi işte. yani anladığımız elimizde yaptığımız şeyler kalbimizden geliyor denebilir bence. bu nedenle el emeği de çok önemli olabilir bence. bende konsantrasyon bozukluğu, odaklanma sorunu var ve bence bu tarz bişi buna çare olabilir. çünkü artık film izlerken ya da kitap okurken bile sıkıntı oluyor. meditasyon yaparken çok dağılıyor kafam. uğraş istiyor bence bu konu.

yeni yılın, dönemin ya da işte gelecek olan zamanın bana vereceği tüm süprizlere hazırım. iyisi ile kötüsü ile güzel olacak bence. bu yıl da güzeldi. sonlara doğru biraz havası kaçtı yılın, biraz üzdü fakat orada bile aslında bişi öğrendim kabul etmeliyim. sakinleşince ya da bırakınca diyebilirim sanırım egzamaydı gül hastalığıydı filan da nispeten geçti. yeni yıl eski yıl olayına da çok inanmıyorum. neticede bizim zamanı anlayabilmek adına ya da doğru kullanabilmek adına uydurduğumuz şeyler. daha çok dolunaya ne bileyim lodosa filan inanıyorum ben ki onların etkilerini gözle görüyorum. yılbaş sadece bir eğlence gecesi daha olabilir benim için ya da o da olmaz evde oturur yayılırım film izlerim. bu yani. bak yine bir çelişki tabiiii…. ağaç süslemeyi, yılbaş filmlerini seviyorum. bu sadece eğlenceli oldukları için ve süslü oldukları için.

izlemediyseniz izleyin, kanala abone olmayı ve videoları beğenmeyi unutmayın :p

 

öptüm kib bay