çeteye yeni eleman katıldı

çocukluk arkadaşımın bebeği oldu. çocuklara, bebeklere düşkün değilim. tamam hatta benden uzak olmalarını isterim genelde itiraf ediyorum. kıllı ile parkta otururken yanımıza gelen ve bence gereğinden fazla yanımızda kalıp diyalog kurmaya çalışan çocuklara “bak annen çağırıyor”, “gitsene evladım burdan” şeklinde cümleler sarf ettiğim de doğru. bu sefer farklı oldu demeyeceğim hatta. arkadaşımı ve eşini görmeye gittim aslında. çünkü insanların o şok anlarında onlara bakmayı seviyorum. ne hissettiklerini bile anlatamayacak kadar saçmalıyorlar bazen. tabi ki veleti de gördüm. tam bir velet 🙂

uzuuun uzuun baktım. evet çok güzel olmalı dedim. hiç bir şey ile kıyaslanamayacak bir duygu dedim. arkadaşım bebeğine bakarken yüzüne baktım, nasıl bir duygu diye sordum. çok accaaaiip kızııaaam, dedi. biraz şaşkınlar zaten.

yine imrenmedim. yine hormonlarım kımıldamadı. yine “keşke mi laaaan” diye sormadım kendime. onu alıp eve götürecekler ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye düşündüm. önümüzdeki iki yıl uyumayacaklar mesela, önümüzdeki 3 yıl sürekli bez değiştirecekler. sürekli endişeli olacaklar. baş başa kalamayacaklar artık isteklerinde. daha biiir sürü şey değişecek işte. kendini sürekli yetersiz hissedeceksin. yani diğer anne baba arkadaşlarım sürekli bunu söylüyor mesela. bunlar bana çok korkutucu geliyor. onu hastanede bırakıp gitmeyecekler yani, eve gelecek onlarla. ve yepyeni hiç bilmedikleri bir serüven başlayacak. isteyen herkesin olsun tabi de istemeyenlerin de istememe hakkı olsun. ben istemediğime bir kere daha karar verdim. büyük söz söylememek konusunda kendimi uyarıyorum elbette hemen fakat bu yaşıma kadar o duygu bana hiç mi hiç uğramadığı için sanırım artık bu yaşta da ne istemediğimi biliyorum. elbette ki bu kurbiş hayatımıza iyi ki geldi. umarım o da aklı erdiğinde bizim için iyi ki sizinleyim filan der. çünkü dememe ihtimali de çok yüksek. ne istemediğimi biliyorum ve sizi kesinlikle istemiyorum diyebilir. ve haklı. biz bile artık istemiyoruz bizi :)))

günlerdir üzerimden tır geçmiş gibi hissediyorum. evde koltuğun bir köşesinden öbür köşesine devriliyorum. öbür koltuk bile değil, aynı koltukta saatlerimi geçiriyorum. regl olacağım o da var da onun dışında bir tatil sonrası mayışması var ki atamıyorum üzerimden. iki gündür işe geldiğim halde hala çok adapte değilim. hayat hep tatil olsun istiyorum ben artık. yiyip, içip, sevişip, kitap okuyup, film izleyip sonra yine içip yine sevişelim. big g ile evde film izlerken sürekli ama sürekli bunu düşünüyorum. “ulan hayat bööle olsa yaaaa beee” diye deliriyorum sonra sabah kalkıp işe gidiyorum. hayaller hayatlar işte.

neyse şimdi iş ile ilgili ağlamayacağım çünkü seviyorum olduğum yeri, yaptığım işi, iş kankalarımı, patronumu. bir çok kişiden daha şanslıyım, biliyorum.

bu hafta sonu bomboşum ve param da yok. big g’de olmayacak. şimdiden düşündükçe sıkılıyorum mesela. kitap okur uyurum bence bol bol. saçma sapan alışveriş yaparken buluyorum kendimi mesela. tabi ki sanal alışveriş. ama orada bile beğendiklerimi bir sepete toplayıp sonra kapatıyorum siteyi. son zamanlarda ikea’ya takmış durumdayım. şunu şuraya bunu buraya deyip atıyorum sepete. sonra hoop kapatıyorum. kıyafet filan değil yani ev alışverişi genelde. he bir de gitmek istediğim yerleri geziyorum nette hayal kuruyorum. bayaa fakirlik mi buuu yoksaaa hayalperestlik mii tam şey edemedim. neyse önemli değil zaten.

kafam dağıldı sürekli yazı da dağınık oldu. neyse bu da böyle olsun öyle değil mi ama? şimdi işlerime döneyim akşama da kendimi çekirdek ve çikiletaya boğacağımdır.

öbdüm kib bay.

Reklamlar

düşündüğüm gibi olmadı dedimse…

günler günleri kovaladı, haftalar geçti ne bir satır yazabildim ne de hayal ettiklerimi yaşayabildim. hayal ettiklerimi yaşamadım derken kötü günler geçirmedim sadece planlarımın dışında gelişti herşey. biraz da ben saldım. mesela her gün yoga yapmadım. hatta neredeyse hiç yoga yapmadım. deliler gibi kitap okumadım. bilgisayarı bir kere bile açmadım. dingin, sakin ve huzurlu geçmedi günlerim. amaaaaaa yine de çok güzel olmadığını kim söyleyebilir. canım kuzey ege yine benim yüzümü kara çıkartmadı ve şahane günler geçirtti hepimize. önce kalabalık bir ofis kankaları ekibi ile gittik kurulduk ana baba ocağına. deniz şahane, yemekler şahane derken her gün yeni bir yerleri keşfe çıktık. ben daha öncede görmüştüm çoğu yeri, uzun zaman sonra yeniden görmek hem iyi geldi hem de kötü. bozcaada bitmiş. bu “ünlü” şahsiyetler nereye ayak bassa bitiyoru zannımca. tam ada’da kazansın elbette fakat bu yozlaşmışlık olmuyor. şahane koylardan geriye pek bir şey kalmamış. ayazma her zaman ki gibiydi. hafta sonu gitmediğimiz için deli gibi kalabalıklar yoktu evet fakat şezlongtu efendim otoparktı yine saçma sapan paralar verdik. neyse ki önce en sondan başlamışız. ayazma’dan kalktık akvaryuma gidelim dedik. gitmez olaydık. menekşe plajını geçmiş. hep pis hem inanılmaz kalabalık. yazık! akvaryumuluğundan eser yoktu. denizde ölü balık yüzüyordu o derece diyorum. merkez desen saçma sapan pahalı. şarap tadımı yapalım dedik, tadım 25 tl. 5 kadeh minnacık şarap koyuyor ve tadımmış. neymiş devlet yeni kanun koymuş. yemedik elbette bunu. kankalar yine bir iki şarap aldı allahtan ben sevmem şarap. canım sivrice’ye gittik başka bir gün. aşık olundu gelindi yine. başka bir gün hasanboğuldu, mıhlı şelalesi, ada tepe yapalım dedik o da hüsran oldu. hasanboğuldu bayaa mangalcı mekanı olmuş. mıhlı desen içeri giriş 30 tl dedi. girdik ki, sen şalelenin yanına iki masa at tesis yaptım diye milletten para al. rezillik!

ay sanki sürekli kötü şeyler olmuş gibi yazıyorum ya! öyle bişi yok. şahane eğlendim. ekip şahaneydi. hiç bitmesin istedim her gün. o ekip gitti derken ice ve ilker geldi. yine onları da bir sivrice’ye götürdüm elbette. yedik içtik eğlendik 🙂 hayatımda gördüğüm, gıpta ettiğim şahane çift bu ikisi. sadece yanlarında olmak bile insanı çok iyi hissettiriyor.  ice ile güya her gün yoga yapacaktık. yapmadık. bu da böyle olsun bakalım dedik devam ettik tatile. diyeceğim o ki şahane bir tatil oldu. unutulmazlarım arasında.

sonra ice ile döndüm ben de evime. evde olmak her zaman çok güzel. anne baba evinden neden olduğunu bilmiyorum ama kendim olamıyorum. yapmak istediklerimi yapamıyorum. sürekli bir kaygı ya da bir gerginlik var içimde. bir huzursuzluk ensemde bekliyor gibi. aslında biraz da ben çağırıyorum olumsuzlukları sanırım. fakat yılların alışkanlığı işte. ne kitap okuyabildim ne yoga yapabildim. gözleri sürekli üzerimde gibi hissediyorum, ne yapsam, ne okusam, ne desem al aşağı edilecekmişim gibi hissediyorum. öğrenilmiş çaresizlik. neticede korktuğum noktaya geliyorum. şahane başlayan her anne baba evi tatili ufak bir gerginlik ile son buluyor. bu gelenek bu sene de bozulmadı. artık önümüzde ki maçlara bakacağız. seneye gitmem bence.

evimi pire bastıııı. aah ahh asıl onu anlatmam lazım. baya bastı. binlerce pire üzerimizde yürüdü. en çok big g’yi seviyorlar. kıllı bacaklarına yapıştılar filan. bu arada kıllı şahsiyet evde değil. onun üzerinde de bir iki tane vardı ama asıl o gidince sardı evi. bir defa ilaçlattım hemen çünkü evi airbnb’ye vermiştim ve misafirlere rezil olmak vardı. ama bitmedi. bitecek yerde arttılar. ben tatilde iken big g bir kere daha ilaçlattı evi. ilaçlamacı bile popülasyona şaşırdı. sonra kuzu şahsiyet geldi eve. tam o gün misafirler gelecek eve.  3 kere süpürdü evi filan. ben gerginlikten öldüm resmen. neyse ki korktuğum gibi olmadı, misafirler gelene kadar gittiler. bana da evde bir şeyler var bizi yediler, diye bir mesaj gelmedi. (şükür)

eve geldiğimde 2 3 tane canlı ama çook minik pire gördüm onlar da artık yok. derkeeen kombi patladı. altından şakır şakır su akıtmaya başladı. arife günü kombici geldi ve minnacık bir boru parçasını değiştirmeye 350 tl aldı.

ama hepsi için olsun du. neticede tatil çok güzel geçmişti, misafirlere rezil olmamıştım ve kombi de bayram günü değil bir gün önce bozuldu. bayram günü bozulsa kalmıştım ortada. hepsinin bir sebebi olduğunu düşünüp hiiç sıkmadım canımı. big g bu anlamda bana cidden çok yardımcı oluyor. heee bak gelelim big gi’ye. iki ay oldu tanışalı. bu kadar huzurlu olunabilir sanırım. sakin ve güvende hissediyorum. birinin seni düşünmesi, sen söylemeden bazı şeyleri yapması, yanında durması çok güzelmiş. ben bunları biraz unutmuşum. şunu çok iyi anladım hiçbir şeyi ya da kimseyi bekleyerek, umut ederek ömür geçmiyor. kendi isteklerini de söylemek lazım. beklentilerini anlatmak lazım. biraz akışa bırakmak lazım biraz talep etmek lazım. kimseyi kenden öne koymayacaksın. bunları bayaa kafama vura vura öğrendim. belki de aynı yerlerden vurulduğumuz için ikimizde sakiniz. neleri istemediğimiz çok net. isteklerimizi ise söylemekten çekinmiyoruz. iki ayda nerede ise herkesle tanıştı. bu kadar basit bir konunun benim için bu denli önemli olduğunu yeni fark ettim. teşekkürler hayat. istihap haddimden fazla yük yüklemediğin için ve her şeyi şefkat dahilinde öğrettiğin için.

bunu pek sevdim. zaten şarkıyı severdim ama eda baba ile de şahane olmamış mı?

the sinner ikinci sezonu izliyorum şu anda. bayaaaa iii. hemen izlensin. behzat ç elbette izleniyor. yani dönüşüm muhteşem oldu. dostoyevski okuyorum ilk defa. beyaz geceler ile başladım. rus edebiyatı okumaya ant içtim. lisede filan zorunlu olarak okuduklarımı asla hatırlamıyorum. suç ve ceza var sırada, germinal var gibi gibi devam edicem klasiklere.

bu da bonus olsun.

öpdüm kib bay

atın beni denizlere

yazı zaten sevmem bir de yarısı geçmiş ben hala ayağımı denize sokmamışım, kısılıp kalmışım şehrin içinde. salın beni. beni bi bırakın ya bir salın salııın.

yarın akşam yola çıkıyoruz. ofis kankalarım ile assos’a tabiri caiz ise tam bir çıkartma yapacağız. kalabalık gidiyoruz filan bir de oraya geliyor birileri. sonra birileri gidiyor ve ice geliyor filan. bayaa güzel bir tatil beklentim var yani. anneye ve babaya rağmen bunu başarabileceğimi düşünüyorum. aslında aşırı bir beklentim yok tatilden. denizin içinde, yanında, sağında, solunda olmayı planlıyorum. kitap okumak ve hiç bir şey yapmamak istiyorum. kalabalık gidiyoruz ama herkes bu kafada olduğu için bayaa yatcaz bence. ice gelince de sabahları yoga yapmak istiyorum deniz kenarında. o yokken de yapacağım ama onunla orada olmak şahane olacak bence. ilker’e de belki yüzme öğretirim belli mi olur 🙂

şuraya bir denizde ben fotosu koyayım 🙂 temsili değil

88ee4aacabf8e2d72001235457cc0a88

henüz bavul filan yapmadım. zaten ne bavulu allasen? iki şort iki tshirt alıcam ve mayo biraz da kitap. budur. mümkünse hiç giyinmesek. pıff. bir kaç rota planımız var. bozcada gibi, hasanboğuldu gibi, adatepe gibi. bu tatil benim için gerçekten harika bir sakinleşme ve uyumlanma tatili olacak. son bir kaç ayda çok şey oldu. çok yorgun hissediyorum bir yandan bir yandan da yeni heyecanlarım var. yeni bir şeylere alışmak yeni hayallerin peşinden gitmek beni çok heyecanlandırıyor. big g sakinliği öğretiyor bana. olabilecek şeylerin olabileceğini anlıyorum. olmazların neden olmadığını. olmadığının nasıl hayırlı olduğunu. her gün aynı şeyi düşünüyorum. hayat çok basit. biz onu zorlaştırıyoruz. basitleşmek de hiç kolay değil. fakat basitleştikçe anlıyorum ki huzur burada.

evi airbnb’ye verdim. ben tatilde iken hem boş kalmayacak hem de tatil parası kazandıracak bana. aşırı ii oldu. daaaa keşke pire basmasaydı evi. canım kıllıya gelen pireler evde düşmüş. kıllı evladım kuzu şahsiyete gitti pirelerini de alıp. 1 aydır denemediğim hiç bir şey kalmadı ama geçmiyor da geçmiyor. ilaçlar tasmalar banyolar hiç bişi kar etmiyor. resmen evde de vardı. dün ilaçlattım evi. insana gelmiyor filan ama gözüm görüyor yaaa resmen. ayyyy!!!! bir de misafir gelicek şimdi pireli ev diye meşhur olmayalım. evi havalandırdım dün. koku filan kalmadı. 1 hafta ıslak temizlik yapmayın dedi adam ama süpürebilirim. ben de süpürdüm filan . şu işi alnımın akı ile bir atlatayım da.

son iki gün olduğundan dolayı işe dönmem lazım. iki gündür sardığımı şuraya koyayım da öyle gideyim.

öbdüm kib bay

big g, zorba, kitap, yoga, camcı, ice ve benim ufak basit hayatım

her gün bambaşka bir güne uyanıyorum sanki. havaların serinliğine bayılıyorum,terlemeden uyumaya hatta üşüyünce big g’ye sarılmaya, ayaklarımı onun bacaklarının arasında ısıtmaya bayılıyorum, tatil planlarını hızlandırmış olmaya, gezilecek yerler listesi yapmaya bayılıyorum, evde tek başıma iken üzerime inceden bir pike alıp kitap okumaya, evde big g varken birlikte film izlemeye bayılıyorum.

ufacık, basit bir hayatım var. bu ufak ve basit hayatı kurmak için çok çaba sarf ettim. gerçekten tırnaklarımla geldim ben buraya. genelde insanlar bu değimi kariyer basamaklarını tırmanırken nasıl zorlandıklarını tanımlamak için kullanır. ben oraya hiç tırmanmadım. ya da evliliklerini kurtardıkları anları hatırladıklarında kullanırlar, ben evlilik hayali hiç kurmadım. ben küçük bir kız iken hayalini kurduğum tek başıma yaşama geçiş ve sonra o yaşamı en sade hale getirmek için kullanıyorum bu terimi. aslında sanırım insanlar neyi kurmak neyi başarmak istediler ise tırnakları ile kazıya kazıya başarmak zorunda kalıyorlar. en azından benim etrafımdaki insanlar için böyle olmuş. hayatı basitleştirmeye çalışmak düşündüğümden daha çok enerjimi, zamanımı ve gözyaşlarımı aldı. şimdi tam da olmak istediğim yerdeyim. bundan daha öncede bahsettim biliyorum. “olmak istediğim yer” kavramı tam olarak içinde yaşadığım an aslında. o anlar bazen çok acı olabiliyor, bazen ise çok mutlu. ama anda kalmayı anı yaşamayı öğrenmeye başladığımdan beri olmak istediğim yer hep o an.

geçen akşam big g ile film izlerken sürekli çok mutluyum çok mutluyum deyip durdum. artık an bitecek hüznü (solastalgia) sarmıyor sanırım beni. o an güzel ve ben tam onun içindeyim. başım big g’nin kucağında, zorba filmini izliyoruz, önümdeki sehpanın üzerinde az önce yemek sofrasından transfer olmuş rakı kadehi ve beyaz peynir. film hakkında konuşuyoruz. işte o an! bu anlar şükür sebebim. küçük ve basit hayatımın ne kadar güzel, küçük ve basit olduğunu bana hatırlatan şahane zamanlar.

her hafta ice ile yaptığımız yoga dersleri. işte o an’lara şahane örneklerden biri daha. anı içimin ta içinde hissettiğim, çok mutlu olduğum bir yandan da aslında bir sürü şey öğrendiğim anlar. bu öğrendiklerimin ucu bucağı yok. ice ile ilgili, benimle ilgili, evren ile ilgili her şey şahane. ice bu konuda rehberim olduğu için çok şanslıyım. dün akşam ki derste kendimi o kadar jöle gibi hissediyordum ki anlatamam. çok istiyorum yoga yapmak, biliyorum az sonra o isteksiz hal ya da üşengeçlik gidecek. ama kollarım kalkmıyor sanki. en çok kollarımı hareket ettirirken yoruldum. bir yandan da asla çaktırmamaya çalışıyorum ama iç sesim ne kadar huysuz anlatamam. bu huysuzluk maksimum 10 dakika sürmedi. ilerleyen zamanlarda en çok kollarımda o enerji geçişlerini hissettim. sanki kollarımdan yükseldim gök yüzüne. ayı selamlamak şahane bir duyguymuş. ritüllere zaten bayılıyorum, ice ile her seferinde yeni ritüeller öğreniyorum. ve sonra bunları tek başıma da yapmaya çalışıyorum. hayatında hiç ayı selamladın mı? ya da güneşi? ya da mesela hiç tüm evreni kucakladığını hissettin mi? peki kalbini gök yüzüne açmayı? bunları eskiden söylerken bana da uzak geliyordu. fakat şimdi fark ediyorum ki hiç de uzak değil. ay da güneş de hepsi içimizde. sen evrenin bir parçası olduğunu hissettikçe o da sana şahane fırsatlar veriyor. bu fırsatların hepsi maddi değil. çoğu maddi değil hatta. fakat hissettirdiği maneviyat paha ile ölçülemez. hepimizin yıldız tozu olduğu rivayetinin ne kadar doğru olduğunu anlıyorum. ne olur yıldız tozu olsaaak olmasak deme. yıldız tozu olduğunu, yani bütün evrenin maddelerini oluşturan maddelerin seni de oluşturduğunu bilince o zaman evren ile bütün oluyorsun. o zaman ağaç, kuş, arı, deniz daha bir başka oluyor gözünde. sen denizsin aslında, arısın, ağaçsın. gerçekten de öylesin. hepimiz aynı maddelerin birleşimlerin oluştuk. namaste 🙂

bu aralar eskilere sardım. izlediğim filmleri tekrar izlemek okuduğum kitapları bir daha okumak istiyorum.

geçen akşam big g ile zorba’yı izledik dedim ya. çok eskiden izlediğimde bambaşka şeyler hissetmiştim bu sefer başka. kitabını da okumak istiyorum yaz bitmeden.

 

malum camcı yunan’a yerleşti. eniştemiz leonidas’ın kültürünü de öğrenmek istiyorum. belli mi olur yarın öbür gün belki yanlarına giderim. biraz da yunanca öğrenme hevesim var. camcı’yı düşünürlen sürekli öğrenecek ve keşfedecek ne çok şeyi olduğunu düşünüyorum. başka bir dili, kültürü, şehri, ülkeyi öğrenmek… şahane bir macera değil de ne?! onun adına çok ama çoook mutluyum. kışa atina’ya gitmek için aşırı heyecanlıyım. olamaz mı? olabilir 🙂

indir

bir de bunu okuyorum. bu kadar ponçiklik içinde beni resmen döverek kendime getiriyor. herkesin okumasını diliyorum. bir de “iyi aile yoktur” kitabı var. onu okudum. onu sanırım bir önceki nesil okuyamaz. benim annem bile sinir olur yazarın söylediklerine. bu kitap da bir o kadar ilginç. hemen hemen her cümlesine katılıyorum. sünnet, evlilik, düğün, kına gibi toplumsal ritüellerin aslında neyi kast ettiğini, nereden çıktığını ve ne korkunç temellere dayandığını anlatıyor. zaten hiç bir zaman anlamadım bunları, bu kitap sayesinde iyice uzaklaştım. hayatım boyunca gittiğim düğün sayısı 10’u geçmezken bunlardan da pişman olmamı sağladı resmen. bazı gelenekler yok olsun istiyorum. toplumun saçma dayatmaları bitsin, insanlar özgürce nasıl isterlerse öyle yaşasınlar istiyorum, kimsenin ne diyeceğine önem vermeden.

tatil öncesi saçma bir yoğunluk var işlerde bende ise haklı bir reddediş. kaçamıyorum f.ck!

şey bir de bu şarkıyı ne zaman dinlesem aklıma camcım geliyor. çok güzel değil mi?

 

öbdüm kib. bay

tatil planları forever

ufaktan tatil için hazırlıklara başladım. fiziksel olarak değil de daha çok mental olarak. okumak istediğim kitaplara karar veriyorum. veremiyorum. hepsini yanımda götürmek istiyorum. fakat bu sefer gerçekten minimalist bir bavul yapacağım. bu sene ki challengem bu. 3 şort 2 mayo 3 thirt filan. bu minvalde şeyler alacağım yanıma. bir tane terlik bir ayakkabı. saç yağı, yüz maskesi bir tane belki. o kadar. tuzlu tuzlu gezip her gün aynı şeyleri giyeceğim. çıplak ayak basıp yerlere ıslak mayo ile güneşleneceğim. sabah yüzümü denizde yıkamadan önce meditasyon yapacağım. ofis kankalarımdan biri ile ile gideceğiz. onu da takacağım peşime. meditasyondan sonra hoop deniz. biraz boş sahilde yatmacılık sonra eve kahvaltıya. kahvaltıdan sonra öğlen uykusu 🙂 sonraa yine deniz. bu sefer biracılık. akşam gün batana kadar denizde kalacağım. şahane şarkılar indiriyorum spotime. salkım söğüt ağacının altında akşama kadar yatacağım. gün batımında eve gidip rakı soframı kuracağım, ince ince demleneceğim. her günnnn ama herrr gün bunu yapmayı planlıyorum. canım ice’da eğer gelirse işte o zaman şahane olur. dadından yenmez bir tatilll 🙂 kafamın, ruhumun nasıl olduğunu anlatan sık sık dinlediğim ve bu aralar bayaa bana ii gelen bir şarkıyı da koyayım şuraya 🙂

hem yol şarkısı hem yaz şarkısı …

indirBig

bu ikisini çok okumak istiyorum. bir de şu an sardunya sokağını okuyorum. ama o gidene kadar biter. bir iki tane daha bişiler var aklımda. onları da sonra netleşince yazarım ki burada da bir bakayım bu tatil neler okumuşum diye.

bir dinginlik bir sakinlik geldi bana. çok güvenli bir limana çekmişim sanki minik teknemi, büyük bir badire atlatmışım, ucundan yakalanıyormuşum fırtınaya daaaa hoop kaçmışım gibi bir his. güzel bir his. özlediğim bir his. daha uzun uzun yazarım hislerimi de çekiniyorum. insan kendi blogundan çekinir mi? ben çekiniyorum. çok şımarmak çok havalanmak, hemen kapılmak istemiyorum. sakin sakin gelmesini istiyorum her şeyin. tüm güzelliklerin, olacak bütüün mucizelerin yavaş yavaş beni bulmasını istiyorum. sırası ile olacak her şey biliyorum. hepsine kalbim açık. çok seviyorum olduğum yeri, çok seviyorum insanlarımı. hahahaha bayaa sevgi pıtırcığı oldum yine. gideyim de iki sözleşme hazırlayayım ne biliiim çalışıyormuş gibi yapayım bari 🙂

 

öbdüm kib bay

 

happier

meditasyondan sonra inanılmaz bir yazma isteği duyuyorum.bir meditasyon günlüğüm var. hemen hemen her meditasyondan sonra oraya kafamdan geçenleri yazıyorum. bu sefer kendime not kapsamında buraya yazmak istedim.

bu meditasyonum sırasında üzerimde çok fazla gereksiz ağırlık olduğunu düşündüm. ya da keşfettim. hani dalgıçların üzerine batsınlar diye ağırlık bağlarlar ya işte aynı onun gibi hissettim. ya da bir sıcak hava balonu nasıl ağırlıklarını atınca yükselmeye başlar… işte bende bu ağırlıkları fark edince onları atmaya karar verdim. yükselmek için. hiç birine ihtiyacım yok. daha öncesinde kendime yapışan bu ağırlıkları bir bir bırakmaya niyet ediyorum. korkularımdan ve negatifliğimden kurtuluyorum. özgür olmanın şartlarından biri de bu. korkacak hiç bir şey yok. benim için korku yerine koymam gereken duygu teslimiyet. evrenin benim için getireceği yeni mucizelere açığım ve ona teslim oluyorum.

çok ağladığım çok yalvardığım zamanlar geldi aklıma. “lütfen bana bir yol göster, lütfen doğrunun ne olduğunu bana göster” diye çok ağladım. “bırakmam gerektiğini biliyorum, zamanının dolduğunu biliyorum, lütfen bıraktığımda güzel şeylerin olacağı duygusunu bana hatırlat” diye çok yakardım. çünkü bildiğin bir şeyi bırakmak, ondan vazgeçmek gerçekten çok korkutucu. oysa ki bir kere daha gördüm ki değilmiş. bıraktığımda önümde bambaşka kapılar açıldı. unuttuğum şeyleri hatırlatan, aslında ilişkinin ne olduğunu ya da benim ne istediğimi hatırlatan şeyleri gördüm.

bazen duygular gözlerimizi kör ediyor. bazen sadece sürdürebilmek için kör olmayı seçiyoruz. oysa o bandı kaldırdığında şahane bir hayat var. kesinlikle daha renkli, kesinlikle daha eğlenceli. bazı zamanlar eksik mi acaba diye düşünüyorum. hayır değil. bu eksiklik değil. bu değişiklik, bu yeni deneyim. bu yeni çok güzel. bu yeni çok sıcak ve rahat. bu yeni sorunsuz, bu yeni yakın, bu yeni meraklı. kısacası yeni eskiyi aratmıyor. bu tabiri unutmak lazım. yeni eskiyi aratmadığı gibi eskiyi tamir ediyor, onarıyor.

meditasyon sırasında sordum kendime, nasılsın? heyecanlıyım dedi, mutluyum, umutluyum dedi. korku çok çoook uzaklardaydı. her şeyin yolunda olduğunu söyledim kendi kendime. her şey tam olması gerektiği gibi. sen bırakmayı seçtin ve yeni olan güzel olan seni buldu. ufacık bir şey yaptın kendin için ve ödüllendirildin. daha çok istemelisin. kalbini daha çok aç ve hepsinin sana geleceğine emin ol.

dün g ile konuşurken dedim ki, çok garip geliyor bana bazen her şey. böyle biri ile olmayı hiç planlamamıştım. biraz yalnız kalmak biraz hovardalık etmekti niyetim. takılıp kaldım sana. ama çok da iyi oldu. sadece garip biraz dedim. sen düşünüyorsun dedim, düşünmüyorum dedi. iyiyim, keyfim yerinde, mutluyum. gerisini düşünmüyorum. olduğum durum güzel, olduğum durum iyi. o zaman düşünmeye gerek yok gibi bir şey söyledi. ne temiz kafa. tertemiz. belki de bu tertemizlik beni çekiyor. bu netliğe ne kadar ihtiyacım varmış. “bakarız” lar olmadan, “zamanı gelsin”ler olmadan, minicik bir lafı bile ciddiye alıp araştırıp sana dönülmesi ne şahaneymiş. bu sefer de bunu deneyimliyorum.

cuma günü birden bire üzerime çöken acının, duygusallığın sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. kendine üzülmesi en kötüsü sanırım. insanın kendine ettiğini başka kimse edemez. sürekli kendime kızıp, kendimi yargılayıp, sürekli kendimi asıyorum. başkalarının da bunu yapmasına izin veriyorum. sonra bir an fark ediyorum ki ne kadar haksızlık etmişim kendime. ne kadar boşa üzmüşüm kendimi. ne kadar boşa itmişim kendimi bir şeylere. pişmanlık demeyelim de bunların hepsinin bir bir farkına varıyorum diyelim. arkadaşlarıma bakıyorum da bıraktıkları her noktada resmen kelebek olmuşlar. yepyeni mis gibi hayatlara akmışlar. hepsi ile günlerce ağladık, günlerce sarıldık birbirimize, günlerce dinledik. sonunda verilen kararlar hayatlarına bambaşka pencereler açmış. aynısını kendim için de diliyorum. bu bıraktıklarım, bu giden negatif duyguların yerine şahane şeyler gelecek. biliyorum. sımsıcak, mutlu, huzurlu ve paylaşımı bilen bir bj. artık kendini dövmek, kendini yargılamak yok. senin canın sağ olsun be bj. heer şey geçince geriye dönüp baktığında ne hissettiğini, nasıl hafiflediğini sakın unutma. bu g ile ilgili değil. bu seninle ilgili. hayatıma giren herkesin ve her şeyin bir sebebi var.

 

tatile çıkmayı dört gözle bekliyorum. bu tatile büyük anlam yüklüyorum. her yıl bir defa sanki sıfırlıyorum kendimi. işten, evden kıllı’dan uzaklaşmak bir noktada kendimi yenilemek oluyor. şimdiye kadar bunu arkadaşlarım dışında pek kimse ile paylaşma fırsatım olmadı. ilk defa g ile bir kaç gün kaçmak istiyorum. kaçtığım yerlere onu da götürmek, ona görmediği şeyleri göstermek, birlikte yeni şeyler keşfetmek istiyorum.

e1a5f12458fcf29e23363167e27f594b.jpg

öbdüm kib bay

“bu da aşk olmasın” olsun…

merkür gerilemesinin yeni başladığı bugünlerde hayat beni arkadaşlarım üzerinden sınıyor biraz. en sevdiklerim, canlarım biraz zor günlerden geçiyor. herkes kendi deneyimini kendi hikayesini yaşıyor aslında. biz, onları sevenler yardım istedikleri müddetçe hazırız. bu çok okey. ama bir de iç sesim var. ah o iç sesim. susmuyor. kızıyor, yargılıyor, bağırıp çağırıyor. elbette karşı tarafı gömmek ata sporum. ne olursa olsun tarafım hep dostlarımın yanı. bu etik ya da değil doğru ya da yanlış tartışmaya açık değil. onların yüzlerine her şeyi söylüyorum evet ama içimden hep karşı taraf suçlu. bu kim olursa olsun. bazen manita, bazen aile, bazen patron hiç fark etmez. yakınlarımın, sevdiklerimin kırıldığını görmek, üzüldüğünü görmek beni çok üzüyor. fakat şunu da çok iyi öğrendim, bu hayatta herkes kendine düşeni alır. eskiden olsa daha çok baskıcı, daha konuşturan belki de zaman zaman boğan ben, şimdi onları kendi hallerine bırakmayı öğrendim. ya da daha doğrusu öğreniyorum hala. bana kalsa herkes ile kavga eder ağız burun kırarım. biliyorum ki bunun kimseye faydası yok. bana vaaaar bak o ayrı, ben büyük rahatlarım. fakat istediğimiz şeye bu şekilde ulaşamayız. bu sebeple bırakıyorum. onların ihtiyaç duyduklarında orada olduğumu bilmeleri yeterliymiş. bunu çok iyi anladım.

kendi hayatıma gelecek olursam içinden geçtiğim şeylerin izlerini sarıyorum hala. hala zor. hala düşününce acıyor itiraf etmem lazım. ama çok da mutluyum. kendimi kapatmadan, yeni deneyimlere açık olarak atlatmak en güzeliymiş bu tam benlik bişi zaten. bu dönemde karşıma çıktı g. iyi ki de çıktı. başkasının yerine onu koymak ya da bir boşluğu doldurmaktan ziyade bana unuttuklarımı hatırlatıyor. ne kadar çok şeyi unutmuşum. bir daha buna düşmek istemiyorum. erteleyerek yaşamak istemiyorum bu hayatı.biliyorum içimde bir yerlerde inanılmaz bir hayalperest var, şahane deneyimler yaşamak isteyen biri var. bunların açığa çıkmasını istiyorum. söylemiştim ya özgürleşmek istiyorum. g bana bu konuda çok yardımcı oluyor bilerek ya da bilmeyerek. bana bambaşka deneyimlerin kapılarını açıyor. bazı şeyler çok basit gerçekten. mesela isteklerim o kadar insani ve basit ki. eve bir su istemek ve bununla senin ilgilenmemen mesela. yanındaki kişinin 43 dakika sesli yanıt sisteminde seninle beklemesi, diğer telefonundan başka bir yeri arayıp orada da beklemesi sonunda onca beklemenin sonunda senin yerine derdini anlatması filan. ya bunu nasıl anlatırım gerçekten bilmiyorum. bunu daha önce yaşadımsa bile hatırlamıyorum. şunu şuraya yazarken bile gözlerim doluyor. bunu kendine bir daha yapma bj. izin ver. iste. bak bu şarkı tam yerine denk geldi spotimde 🙂

ayrılıkları biraz abartıyoruz. sanırım bu ortadoğulu olmaktan geliyor. arabesk damarlarımızda değil dna’mzda var. bayılıyoruz acı çekmeye. ben de severim ama yerli yerinde. ben daha çok mutluluğa güdümlüyüm. bu yüzden mutlu olmayı, iyiliği güzelliği daha kolay benimsiyorum oluyorum. bazen çok sevinirken içim buruluyor. mesela bugün. kendimi nerede unuttuğumu düşünüyorum. kendimi nerede bıraktım. onu hatırlarsam, o yeri bulursam sanki kendimi oradan alabileceğim.

şimdi tam burada olduğum yerde mutluyum. iyi ki diyorum sürekli. ona da diyorum. iyi ki girdin hayatıma iyi ki tanıştık. hoşgeldin.

ah çok yorgunum. yaralarım hala sızlıyor. kanamıyor belki artık ama sızım sızım sızlıyor. her dokunduğun yer inceden sızlıyor. ama sen dokun istiyorum. sanki sen dokundukça iyileşiyor hepsi. her biri bana kendimi hatırlatıyor. ne olduğumu, kim olduğumu hatırlıyorum. her birlikte güldüğümüzde korkuların, endişelerin ne kadar yersiz olduğunu anlıyorum. belki bu aşk değil evet. fakat biliyorum ki çok güzel. çok sakin. belki de aşık olmayacağız. olmayalım. varsın bunun adı olmasın. bir isim koymayalım. iyi geldi diyelim geçelim. çok susamışım sanki sen bana su uzattın, çok acıkmıştım ekmeğini böldün diyelim. tam da geldiğin, olduğun kişi olarak geldiğin için şaşkınım sanırım. yalan yok, kaygı yok, gizlilik yok, korku yok. ne güzel geldin. istediğin kadar kal. gel baş köşeye otur, ben de dizinde yatayım. hiç konuşmayalım. bildiğini biliyorum. bildiklerini bilmeye ihtiyacım var.

karman çorman ruh halimi döktüm gidiyorum. kitap okuyamıyorum ama güzel şeyler izliyorum. toparlayayım düşerim notu buraya.

 

öbdüm kib bay