aydınlanmaya gittim, gelicem (umarım)

sanırım yine gökyüzünü suçlu bulacağım ruhsal durumum ile ilgili. bir yoldan geçiyorum, bir deneyim yaşıyorum ki aydınlanmak dediğin şeyin öyle mis gibi hoppadanak olmadığını kafama vura vura anlıyorum. içinden geçtiğim yol renkli değil. ben bütün bu işlere kalkışırken böyle olacağını düşünmemiştim. kendi içime döndüğüm, sorguladığım yolda daha da neşeli daha  akıllı ne bileyim daha pozitif biri olacağımı düşünmüştüm. ama bu yol öyle bir yol değil. en azından sonunda varmak istediğim yere bata çıka, düşe kalka yürüdüğümü biliyorum artık.

şöyle düşün, bilmediğin bir ülkenin bilmediğin bir parkındasın. evden çıkmışsın ve şahane ılık, mavi göklü bir gün. ağaçlar çok güzel gözüküyor uzaktan, patika yolları görüyorsun, bir sürü insan yürüyor, koşuyor, bisiklete biniyor. hep gidip sen de dahil olmak istiyorsun. kendini o çimenlerde uzanırken görüyorsun. bunun için biraz yol yürümen lazım. sen hedefe, çimenlere, parka o kadar odaklandın ki evden çıkıp yürümeye başladıktan sonra ilk düşüp dizini yere çarptığında yaşadığın şoku yaşıyorum ben şu an. “ama nasıl yani hava şahane, kısacık da bir yol yürüyecektim sonrası mis gibi park” diyorum içimden. o parka bakarken evden, yürüyeceğim yola dikkat etmemişim. molozlu, çakıllı, yokuşlu, çamurlu bir yol geçmem gerektiğini fark etmemişim. park beni o kadar büyülemiş ki, oradaki insanlara katılmak o kadar heyecanlandırmış ki, yalnız yürümem gereken bu zor yolu fark etmemişim. bu aslında iyi bir şey. çünkü bilseydim o yolu belki de vazgeçerdim gitmekten.

şimdi tam o yolun ortasındayım. geri dönemem çünkü az daha sabretsem önüm çimen, ama hızlı da yürüyemiyorum engebe çok. bütün dikkatimi şu an bulunduğum yola verip orayı az hasar ile atlatmalıyım. hiç hasarsız olmaz çünkü yol bunu gerektiriyor. yol dinlenmeyi, kirlenmeyi, yavaşlamayı gerektiriyor.

bu yolda yalnız olmadığımı bilmek, o parkta olan herkesin bu yoldan geçmiş olduğunu bilmek bana güç veriyor. şimdi orada keyif ile kitap okuyanlar, bisiklete binenler de bu zor yoldan oraya gitti diyorum yorulduğumda. bak sen de varacaksın. evde kalmadın, aferin. çıktın ve deniyorsun demek ki başaracaksın, diyorum.

84a3359c50003d876c3d4197af6e5924

dün akşam yogaya oturup ice ile bambaşka bir deneyimin içinden geçtim. düşüncelerimi söylemek, söylediklerimi duymak bana çok iyi geldi. evren bile bir patlama ile oluştu öyle değil mi? yani bu patlamalar bu gel gitler hep güzel günlerin habercisi. ice’dan iki şey öğrendim dün. birincisi “ben olsaydım” diye başlayan cümlelerden ve düşüncelerden uzak durmak. “ben olsaydım onu öyle yapmazdım”, “ben olsaydım böyle davranırdım” gibi. çünkü bunun sonu yok. sen değilsin o. ve sen o olmayacaksın. demek ki boşa bir enerji harcaması var bu cümlede. hem dilimden hem de zihnimden çıkartmam gereken bir cümle. anlamadığım, anlamaya çalıştığım durumlarda genellikle bunu söylediğimi fark ettim. diğeri ise, anne ve babalarımız bizi sadece dünyaya getirdi. gerisi ile ilgili herhangi bir mükelleflikleri, bir zorunlulukları yok aslına bakarsan. zorunda değiller. ben de değilim, sen de değilsin. aileden beklediklerimiz ya da onlara yüklediklerimizden sorumlu değiller. olmasını istediğimiz kişi olmak zorunda değiller. bu aile için de arkadaşlar için de ne bileyim evde yaşayan kıllı dostumuz için de böyle. senin düşündüğün, senin yapmasını istediğin şey o kişiyi bağlamıyor. hele ki sen bunu ona deglare bile etmediysen. yani atıyorum ağlarken sen sana sarılınmasını istiyorsun diyelim, ama sevgilin kendisi ağlarken yalnız bırakılmak isteyen biri. sen o sana sarılmadı diye ona kızamazsın. o sana sarılmak zorunda değil, seni anlamak zorunda değil, ne istediğini bilmek zorunda değil. eğer bana sarılır mısın dersen o zaman en azından ona ne yapılmasını istediğin konusunda fikir vermiş olursun ve sarılır sana. başta düşündüğün sarılınma duygusuna sahip oldun işte. fakat ince bir yer var bu konuda sevgilin ağlayan birine sarılamıyor olabilir. onun deneyimleri, onun istekleri, onun yaşadıkları ona bunu öğretmiş olabilir. sana sarılmaması seni sevmediği ya da destek olmadığını göstermez, onun sarılamadığını gösterir. ama benim isteklerim ne olacak ben sarılınmasını istiyorum diyorsan bu da senin sorunun. ya kendine sakinleşmenin başka yolunu bulacaksın belki de sınavın bu ya da sarılmaktan hoşlanan bir sevgili. bilmem anlatabildim mi?! (kendime diyorum:))

herkes kendi yaptıklarından, kendi deneyimlerinden sorumlu. isteklerinin karşılanmasının yolu başkalarına baskı yapmak değil kendini değiştirmek. bu gittiğim yolda değişmeyi öğrendim ve değişmek hele hele bir takım kalıpları yıkmak hiç kolay değil. işe geldiğim yolu bile değiştirdim. tüm alışkanlıklarımdan sıyrılmaya çalışıyorum. kah gülüyorum kah ağlıyorum kah sessizce oturuyorum. her anın tadını çıkartmaya hevesliyim bu net. sadece inan bu kadar zor olacağını bilmiyordum. şaşkınım.

bunu daha önce buraya koydum mu hatırlamıyorum. hani gökyüzüne bakıyorum dedim ya aslında elbette pek bişi anlamıyorum bakınca ben 🙂 bakmışlardan anlayanlardan yardım alıyorum. bu da en sevdiklerimden.

https://junoastrology.com/2019/02/10/koc-burcunda-mars-uranus-kavusumu-yuksek-gerilim-hatti/

c2d42f269585bdf2762071acf60b9aa1

öptüm kib bay

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s